12 Mart 2010 Cuma

ahh.ta.pot.


cumalardan bir cuma, cemreleri düşen baharın gelişine tomurcuklar kala, üstümde belden robalı siyah paltom, bebek sahilindeyim. bebekler gibi yürüyorum. bebeğin cuma akşamları için bile haddinden fazla karbon boyalı fonunda, aniden gelen açlık hissi gibi yanımda beliriveren süpermen soruyor;
bir burgere ne dersin bebek?
tanımadığım adamlarla burger yeme derdi annem, seni incitirler. ama bu adam süper ayrıca ne zaman annemin sözünü dinledim ki?
ağzımın kenarında nerden kaldığını bilmediğim rahatsız edici parçayı elimin kenarıyla silip, tamam diyorum. ortalama büyüklükte bir fare ailesi için bile dar klostrofobik bir dükkanda devasa köfteleriyle devasa burgerler ve asaların ucuna takılı anasonlu sosisler geliyor. süpermen halinden memnun. kriptonit bulamadığı zamanlarda birkaç dana da aynı işi görüyor demek ki.
ağzımın kenarında hala dışarı çıkmaya çalışan birşeyler var siliyorum, ama geçmiyor. düşününce öğürme hissi veriyor düşünmemeye çalışıyorum. öğünmek gibi olmasın ağzım sıkıdır ve sımsıkı yumuyorum.

Octopus from steve morel aka ekion on Vimeo.

nasıl sevdin mi,nefis bir tat değil mi? diye soruyor sivit-şortlu süpermen. burgerden beklediğim bu değil aslında ama pot kırmamak için ne anlama geldiği belirsiz bir ahh çekiyorum.
değişik gerçekten. diye bir yanıt veriyorum ağzımın kenarından dışarıya çıkmaya uğraşan her neyse'yi içerde tutmaya çalışarak.
allahtan mekan karanlıkvari bir loşlukta ve kapı ağzında, küçücük masaya düşen süpermenle benim dikkatimizi durmaksızın açılan kapı dağıtıyor. boğazımdan dilimin ucuna uzanan bu pot böylece far kedilmiyor. yarım adet dananın 9 ve 10 numaralı en lezzetli ikinci kısımlarından oluşan burgeri bitiremiyorum. gözümün önüne burger ekmeği arasında mööleyen bir dana geliyor.
yürüyüş yapalım diyorum zencefilli ve anasonlu sosis kokusunu dağıtmak için. diğer günleriyle kıyaslayacak kadar tanımasam da süpermen oldukça neşeli bir gününde ya da ben fazla sessiz olduğumdan kendini konuşmak zorunda hissediyor. saksafon çalan adamlardan, yayaların şaşalanmasından, tekne fiyatlarınına ve masraflarına katlanamayan spor spikeri reflekslerinin tokat sucuklarına etkisinden bahsediyor.
bense dalgalarda bıraktığı izi dinleyip, sesi koklayarak, boğazı yararak geçen kocaman şilebe bakıyorum.
dudaklarımın kenarından, rahatsız edici incecik ahtapot kolları uzanıyor...
bitiremediğim yarım inek hamburgerle, bir sandal cesedinin kafatasına yuva kurmuş fare ailesini besliyorum. su kabını kullanmak isteyen iki koca köpeğe kabını cengaverler gibi korkusuzca savunan kediye tezahurat yapıyorum ve karanlık kilise bahçelerinde göremeden ezdiğim zavallı salyangozun çıtırtısıyla sıçrıyorum. fare ailesinin selamını alıyor, aldığım selamı kediye veriyor, yediğim danaya ve salyangoza ahımı sunuyorum üzüntüyle...
rehavet çöküyor. biz yaz geldiğini sanan kolsuz bluzlü, fırfırlı etekli ve rugan ayakkabılı kızı görene kadar yürümeye devam ediyoruz.
bebek ruhu, iyi niyetime istinaden bir istinat duvarına yasladığı evrenin en muhteşem manolya ağacının çiçek pembesinden sürüyor yanaklarıma. pazar gündüz yine gel küçük kız diyor. bu sadece bir kaç günlük bir pembe. sakın kaçırma!



benimse ağzımın içinde kaçmak bilmeyen bir ahtapot. kıvranıyor. dudaklarım kilitli. açmamaya çalışıyorum. belki de ahtapot yüzünden gece boyu durmaksızın yeni bir sigara yakıyorum. sonunda sigaraların dumanları, manolyaların pembeleri, salyangozların kabukları, farelerin kuyrukları ve dahi kilise bahçeleri bile uyuyor. uçmaya üşenen süpermenle başbaşa kalıyoruz.
ben de kaçayım artık diyor süpermen.
süpermenin kaçtığını sanmazdım diye düşünüyorum. uçmasını ve beni de kollarına alıp uçurmasını beklememe rağmen ağzımı açıp birşey söylemiyorum. eğer açarsam o koca ahtapotun kafası fırlayacak ağzımdan.
susuyorum. ben sustukça gözlerim benden daha beter susuyorlar.
boğazı yırtan panama bandıralı bir şilep sesi dalgalarda.
boğazımdan dudaklarıma ahtapotlar taşıyor...
üstümde belden robalı siyah paltom ve cumalardan bir cumanın son tomurcukları.
bebekler gibi uykuya yürüyorum.
oyunları zorla bitmiş çocuklar şarkılar söyleyerek dağılıyorlar;

Evli evine, köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine...

Coldplay - We Never Change .mp3
Found at bee mp3 search engine


2 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

okunası, sevilesi, hatırlanası bi yazı..

psişik dedi ki...

teşekkürler aylak kedi
kedilerin en sevdiğim türü...