29 Kasım 2009 Pazar

derdim


zaman, çölde, rüzgarın kumlarla tüm izleri silmesi gibi, siliyor yavaş yavaş senden kalanları. bir serapmışcasına silikleşiyorsun.
hatırlayamadıklarımı özlüyorum.
birşeyler anlatmak istiyorum sana, geçenlerde okuduğum şu, bilim kurgu hikaye gibi. kafamda oturtup karşıma anlatıyorum;
adamın biri bir gezegene düşmüş, böcekler tarafından kurtarılmış. adam hareket ediyor ama kazadandır, leylak rengi böcekler beni besliyor, bakıyorlar diye düşünüyormuş, mutluymuş. son sahnede askerler, leylak rengi böceklerin, kurbanlarını, uyuşturucu sıvılarıyla besleyip felç ederek, hayati olmayan organlarını yiyerek beslendiğini anlatmışlar.
yetkili subay Angelo büyük bir ciddiyetle;
gezegeni ve böcekleri yok edin.demiş.
Yardımcısı sormuş;
Ya Kurbanlar?
Cevap vermiş Subay Angelo;
Onlar zaten ölüler.

zaman, yaşar olma nedenlerimi, leylak renkli böcekler gibi, uyuşturan bir neşeyle kemiriyor. en büyük lokması da sensin. aslına bakarsan korkunç bir iştahla aldığı o ısırıktaki acı bile zamanla geçiyor. zaman geçiyor, zamana ayak uydurmak, uymak, (artık olmayan organlar için) uyuşmak gerekiyor. bazen göz'üm olmadığını unutuyorum. dünyanın gelmiş geçmiş en etkili uyuşturucusu zaman kadar uyuşmuşum.
senin gibi,
senin kadar...
zaten ölüyüm.
gözlerin yok, köfte dudakların da... ekonomik sosis parmakların?
yok onlar. seninle geçen hiçbir an yok.
anlıyor musun?
anlıyorsun değil mi?
hava ayaz mı ayaz. ellerim ceplerinde. yeşilköye doğru yürüyoruz, gecenin üçü...
o geceki gibi, saatlerce ağladığım odanın köşelerinde, yapayalnızım ve yoksun artık sen. yoksun... o yokluğa doldurduğum kelimelerin, anlamlardan fermuarları kapanmıyor. ağlarken, sarılamıyorum ne kelimelere, ne de sana.
gözyaşlarımın inadına, aklıma gülüşmelerimiz geliyor.
gülüşüm, o gülüşler anısına, dudaklarımda, bayrak direği gibi yarıya indiriliyor.
umuyorum olduğun yerde mutlusun. çok yakışıklı çocuklar var, çeşit çeşit cennet yemekleri, sokaklarında dolaşacağımız, alışveriş yapacağın binlerce şehir, 24'ün ve Nip Tuck'ın bütün bölümleri mesela.
nerede olursan ol biliyorum ki sen de beni özlüyorsun. beni sorarsan iyiyim. bir derdim var, ben de seninle konuşmayı özlüyorum.
sizin oralarda zaman çabuk geçiyormuş diyorlar.
ne zaman bilmiyorum ama görüşmek üzere,
en kısa zamanda cennetten kovulana kadar konuşalım.
seni çok seviyorum.


Bir zamanlar birini kaybetmekten çok korkmuştum mesela...
Korkulan başa gelir, korkularımı gerçekleştirmişti zaman da...
Fark ettim ki ondan sonra korkmadım ben...
Herkese birgün kaybediceğim gözüyle baktım...
Ailem, arkadaşlarım, sevgilim...
Birgün hepsi, nasılı niçini olmadan kaybedilecek tarafımdan...
İsteyerek veya istemeyerek..
Sebep önemli değil...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

"zaman, çölde, rüzgarın kumlarla tüm izleri silmesi gibi, siliyor yavaş yavaş senden kalanları. bir serapmışcasına silikleşiyorsun.
" diyorsun...
Bu senin için böyle olabilir ama asıl ateşin düştüğü ailemizdeki canlar için asla geçerli değil bu..
Göremiyorum, sarılamıyorum, menekşe gözlü yavrumun saçlarını okşayamıyorum ama onunla paylaştığım hiçbir şeyi unutmuyorum...O hep benimle...Herşey hafızamda ve kalbimde yaşıyor, yaşayacak... "Teyzesi"

Şu anda damla damla değil,sel oldu gözyaşlarım.
Bebişim'in bu fotoğrafını ilk defa görüyorum......Sanırım bu fotoğraf beraber gittiğiniz bir gezide çekilmiş olmalı..

psişik dedi ki...

Barcelona fotoğraflarımızdan biri Gözenciğimle.
Sizi üzmek için değil aslında sadece vefatının üçüncü senesinde Gözenime bu kadar zaman boyunca hiçbirşey yazmadığımı fark edip ufak bir mektup yazmak istedim. Aslında isyan ettiğim zamanın onunla paylaştığımız herşeyin üzerine ince tüller gibi örtülmesi ve doğal olarak silikleştirmesiydi. Zira Gözen kimse için olmadığı gibi benim ve ailem için de sıradan biri olmadı, ailemizin bir parçası, hem kardeşim hem de en yakın arkadaşım olarak kaldı. Onunla yaşadığımız, paylaştığımız binlerce anıdan süzülmiş sadece bir gözyaşı kadar bir mektup aslında bu yazı. Belki bir gün onunla yaşadıklarımızı hikayelere dökerim, kim bilir?
Acınızı en derinden yaşadığımı bilmenizi isterim.
Ellerinizden öpüyorum