20 Haziran 2010 Pazar

kadıköydenistanbula.

fark yapmak yasaktır! çekerler arabamızı, inadına fark ettim bugün, kendime inat ve şaşırdım kendime nasıl fark edemedim diye. aslında öncesi de varmış dedim, ben insanların benimle birlikte doğduğunu zannederken. şaşırdım.
istasyonlara yeni duraklar yapılmış, eskileri eskimiş. eskileri seviyorum. eskilerimden olsaydın!
akşam olmuştu, hava çok güzeldi, ışıklar üflenmiş,sesler görünmez olmuştu arkamda ve sen imzalardan bahsediyordun. imzalardan nefret ediyordun. birlikte etseydik, değiştirmeseydin keşke kıyafetini. zaten hepsi aynı şeyden bahsediyordu: uzaklar. senden bahsetmek istedim, sen geldin. gidiyor muydum? evet, gittim. aslında eksik olmayan herşey tamdı, kabul edilmedik, reddedildik. almaya gelmişler, oynamışım oyuncaklarla, istemişler, vermemişler. ya oynamasaydım?
hala yapraklar kırmızı kırmızı, ve sen saçlarını kestirmişsin, ne iyi etmişsin, trenle gidenler bilirler. bilecekmişim, gidecekmişim. bazen vapur seslerini duyarsın, martılar çığlık atar, kız kulesi vardır, ışıklar yanar, yangın çıkar sen inersin. karşımda seni görsem sevinirim. gördüğüme sevinirim, hatta bir kelime daha diye sözünü kesmem. seni özlemek geçecek aklımdan ve hiç bir zaman fransız asıllı olmayacak hayalimin oyunu. sen yeni saçlarınla bana bakacaksın karşıdan, ben sana. paralel dilek gerçek olacak, sonra gitar çalıp kitap okuyacağız, vapur sesleri ve martılar koklamayacak denizi. fotoğraflar çekilecek, hikayeler anlatılıp gülünecek mavi ışıklara. mavi yanacak ve biz geçeceğiz kırmızıda.kitap okuyacağız seninle ve telefon çalacak. eski bir istasyonda uyanıp toparlanacaksın beni hatırlamadan. bilmiyorsun benim o istasyonu sevdiğimi. yoluna devam edeceksin. biliyor musun seni neden yazıyorum? çünkü sen bazen yolunda gitmek istiyorsun biliyorum. o yüzden karşılaştık beşiktaşta. ayrı telden çaldık, olsun bozmadın. o ara talih döndü zannettim, dönecektin döneceksen. dönmedin. iki kelama inanmak istiyorum demli demli. olur mu dersin? sen sonlara giderken mi? kadınlar hep yanlış yere mi fark eder? ben edemedim, paralel kalmak istedim ama yine çalan telefondu ve kadrajın hiç bir tarafında değildi(k). banane onların fotoğrafından.
vapurda çay iç derim ben, kadıköyden 19.45 vapuru olsun, şh olsun, istanbulu izle bitmeyecekmiş gibi. güneşi arkasında bırakıp meydan okuyan istanbulu izle. güneş yorulmuş, elleri dizlerinde soluklanır istanbulun arkasında o saatlerde ve vapur sallanmaz. o koltuk, o görüntü, o saat ortak yapımı duygular kitap okuman gerektiğini düşündürür sana, ben yazarım seninle. kalemimi bile sana veririm o zaman. oynamam hatta!

1 yorum:

psişik dedi ki...

ne denebilir ki?
muhteşem.