30 Haziran 2010 Çarşamba

rica

şair sanrılı fanilerin ağızlarında sakızdı ölüm,
şişirip patlattıkça inadına dirilirlerdi.
bir an gelip, dikilse karşılarına, korkudan
mecnun olur yazgıya , mutlaka delirirlerdi.

26 Haziran 2010 Cumartesi

23 Haziran 2010 Çarşamba

iz bırak


bırak kalsın izin yanımda
bırak
yağmurun toprağa duyduğu hasret kadar hırsla
sarılsın izin
izninle
dolansın bana

bütün pencereleri kapatır bir yanım
sadece bizim sesimiz kalsın diye odada
bütün sözler bittiğinde
gözlerimize söz geçirsek bile
dudaklarımız bakar birbirine
hapsetme iç çekişlere
kavuşsunlar
bırak

ben kedi olup sokulurum
sen köpek ol hırla
ben kadın olduğumu hatırlayıp
herkesin unuttuğu bir yerlerden öperim
sen adam olduğunu anlayıp
kimsenin unutamadığı bir yerlerimi okşa
soyunup bedenlerimizden
ruhumuzla sevelim birbirimizi
dudağımın izleri kalsın her yanında
bırak
öyle bir bitsin ki sonunda
ne taksi kalsın
ne yağmur
aklında

o saatten sonra
gidebilirsen git artık
ya da kalsın gidemeyen bir yanın yanımda
bırak
karışsın
dağınık kalsın bu da
kadın dediğin
saçı duygu
aklı zeka
eksik ve tek
eninde sonunda
bir adamda olmayınca
tenlerin terinde kaybolmayınca
ve boğulmayınca heveslerin nefeslerinde
doğamazdı kendinden
sonsuza dek

22 Haziran 2010 Salı

asal

gözlerimin avuçlarında
bir cinayet aleti gibi
saklamaya çalıştığım

aşkın gizli bahçesinin dalı
incecik
parmaklarım gibi
derine
en derine
heyecanlarımı
dik keser gözlerin
ve
siyahkar bir isyan gibi
kesilmiş selamınla
sana aşkım bölünür
ya sana
ya da yalnız
kendine

21 Haziran 2010 Pazartesi

we come 1

kaçak

unutmak için seni
kaçtım senden
gel gör ki kaçamadım kendimden

ay

ay dolunay
değil
sana gebe aşkım

send rom


yorucu bir iş günü daha... sabah ciğerlerime sıkı bir kaç yumruk yemiş gibi ağrıyla kalktım. tütün mamullerini azaltmalıyım dedim kendi kendime. ama sigarasız yapamadım yine.
parmak arası terliklerimin ayaklarımda yaptığı yara izleri iyileşiyor. yine babetlerin içine girdikleri için mutsuzlar şimdi de. sütlü kahve renk de yavaş yavaş açılıyor. e doğanın kanunu bi' şekilde kabulleniyorsun.
bugün 11'den akşam 5'e kadar elektrikler yoktu. bilgisayarda yapılacak işler dışındakileri yapıp beklemeye başladık. her zamankinden daha fazla sigara molası verdik. her zamankinden daha az kahve içtik. çok sıcaktı. ceryanlar yoktu. klima çalışmıyordu. ceryan yapsın diye camları açıyorduk ama bir işe yaramıyordu. bir ara dönis gazete okurken kafamı elime yaslayıp kestirdim. rüyamda elektrikler geliyordu ve hazırlamam gereken maili yazmaya başlıyordum. uyandım ama elektrik filan yoktu. dönise baktım rüyayla gerçek arasında. uyu devam et gelen giden yok dedi. devam ettim ben de. elime koyup kafamı. ilhan selçuk ölmüştü. ben salaklaşmıştım. ölmeyecek miydi? hepimiz ölecektik eninde sonunda ama insan bazı şeylerin hayatında kalıcı olmasını istiyor işte. tatiller gibi, pazar sabahları gibi, sigara içmek gibi, ilhan selçuk gibi... ama bitiyor işte aniden. birden ikinci sayfamda o imza ve binlerce kelime silindi gitti. elim böğrümde. koydum kafamı elime, tortop oldum. uyudum avuçlarımın içinde. biraz daha. biraz daha. biraz daha. ve o da bitti işte.
akşam yorgun adımlarla metrobüse yürüdüm. radyolar arasında dolandım. binince uyumaya devam ettim. gözümü açtığımda yanımda dikilen sarışın hatun dudaklarıma bakıyordu. uyku ve sigara sonrası şişiyorlar yapacak birşey yok bakışımla baktım. o da anlamayıp kafasını çevirdi. köprüyü geçip yanında dikildiğim hatun kalkınca yerine çöktüm. sözde defterimi çıkarıp bişiler karalayacaktım. defterimi çıkarırken spirallerin içine sıkıştırdığım kalem düştü eğilip aldım. kalkarken telefonumla defterim düştü. yanımda duran çocuk verdi ikisini de. onları alırken mavi kartım düştü. onu alırken de tekrar defterim. gülmeye başladım. çocuk çok efendiydi ama o da gülmeye başladı. söz veriyorum bu son dedim hepsini çantama koyup kitabımı çıkardım ve açtığım ilk sayfa caart diye yırtıldı. bi' terslik var bugünde dedim. zorlamadım. sadece müzik dinledim inene kadar. eşyalarımı toplayan çocuk yanıma oturdu bi süre sonra. mesajlaşmaya devam etti. ben de bir şey düşürmemeye ve düşünmemeye dikkat ettim. düşünecek ne vardı ki zaten hayatta. etkisiz elemanlardık işte hepimiz. birşeyler düşüyordu. bazen biz alıyorduk bazen başkaları. sonra?
hayat devam ediyordu.

20 Haziran 2010 Pazar

kadıköydenistanbula.

fark yapmak yasaktır! çekerler arabamızı, inadına fark ettim bugün, kendime inat ve şaşırdım kendime nasıl fark edemedim diye. aslında öncesi de varmış dedim, ben insanların benimle birlikte doğduğunu zannederken. şaşırdım.
istasyonlara yeni duraklar yapılmış, eskileri eskimiş. eskileri seviyorum. eskilerimden olsaydın!
akşam olmuştu, hava çok güzeldi, ışıklar üflenmiş,sesler görünmez olmuştu arkamda ve sen imzalardan bahsediyordun. imzalardan nefret ediyordun. birlikte etseydik, değiştirmeseydin keşke kıyafetini. zaten hepsi aynı şeyden bahsediyordu: uzaklar. senden bahsetmek istedim, sen geldin. gidiyor muydum? evet, gittim. aslında eksik olmayan herşey tamdı, kabul edilmedik, reddedildik. almaya gelmişler, oynamışım oyuncaklarla, istemişler, vermemişler. ya oynamasaydım?
hala yapraklar kırmızı kırmızı, ve sen saçlarını kestirmişsin, ne iyi etmişsin, trenle gidenler bilirler. bilecekmişim, gidecekmişim. bazen vapur seslerini duyarsın, martılar çığlık atar, kız kulesi vardır, ışıklar yanar, yangın çıkar sen inersin. karşımda seni görsem sevinirim. gördüğüme sevinirim, hatta bir kelime daha diye sözünü kesmem. seni özlemek geçecek aklımdan ve hiç bir zaman fransız asıllı olmayacak hayalimin oyunu. sen yeni saçlarınla bana bakacaksın karşıdan, ben sana. paralel dilek gerçek olacak, sonra gitar çalıp kitap okuyacağız, vapur sesleri ve martılar koklamayacak denizi. fotoğraflar çekilecek, hikayeler anlatılıp gülünecek mavi ışıklara. mavi yanacak ve biz geçeceğiz kırmızıda.kitap okuyacağız seninle ve telefon çalacak. eski bir istasyonda uyanıp toparlanacaksın beni hatırlamadan. bilmiyorsun benim o istasyonu sevdiğimi. yoluna devam edeceksin. biliyor musun seni neden yazıyorum? çünkü sen bazen yolunda gitmek istiyorsun biliyorum. o yüzden karşılaştık beşiktaşta. ayrı telden çaldık, olsun bozmadın. o ara talih döndü zannettim, dönecektin döneceksen. dönmedin. iki kelama inanmak istiyorum demli demli. olur mu dersin? sen sonlara giderken mi? kadınlar hep yanlış yere mi fark eder? ben edemedim, paralel kalmak istedim ama yine çalan telefondu ve kadrajın hiç bir tarafında değildi(k). banane onların fotoğrafından.
vapurda çay iç derim ben, kadıköyden 19.45 vapuru olsun, şh olsun, istanbulu izle bitmeyecekmiş gibi. güneşi arkasında bırakıp meydan okuyan istanbulu izle. güneş yorulmuş, elleri dizlerinde soluklanır istanbulun arkasında o saatlerde ve vapur sallanmaz. o koltuk, o görüntü, o saat ortak yapımı duygular kitap okuman gerektiğini düşündürür sana, ben yazarım seninle. kalemimi bile sana veririm o zaman. oynamam hatta!