psişik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psişik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2010 Pazartesi

elma mevsimi

saklambaç oynuyordu yazla kış
kız sobeledi yazı
elma dedi
böyle geldi sevgili mevsimi

tek başıma her şeyle uğraşmaktan yoruldum
güçlü ve tek başına kız heykeli modeli miyim? dedi kış
benim de başım okşansın
ben de sarılayazıp uyumak istemez miyim ki?

eksilmekten yoruldum da
bir yandan saklanırken
aslında tamamlanmak istedimdi

vahşi bir kediydim
hayatı avlamak için koşarken
bak
başımın okşanması unutuldu gitti

yazla kış evcilik oynuyordu
çanak çömlek saati
yazı yatırıp dizine kız
bütün elmalarını sobeledi

5 Aralık 2010 Pazar

korkusuz korkuluk

başarısız bir organ nakli gibi
şehir kusuyordu beni


rengi solmuş sararmış
başaklar içinde savrulan
yalnız bir korkuluk gibi

herkes kendi evreninde yaşar
kimse anlayamaz seni,
senin kadar, senin gibi
yalnızlık tek gerçeğidir yaşamın
senin başkalarını anlayamadığın kadar
başka acıları çekemediğin gibi

kimi koruyorsun?
kimden?
neden?
cesurmuş gibi sanki
korkularını giyinmiş üstüne
korkuluk

oysa
hayattan korkmak tek başınadır
korktuğun aslında ölmek değil
sanki yaşamakmış gibi

kusuyordu şehir küsürlerini
küstüğü, başarısız bir organ nakliydi sanki

27 Kasım 2010 Cumartesi

Kediler ve Kuzgunlar

Mahzun Kırmızıgül, üzerinde çalıştığı uzun metrajlı, dar kadrajlı, bol ekşınlı belgeseli; Kediler ve Kuzgunlar'ı tamamladı. Aşağıda filmin baş karakteri Mahsun'un Kuzgun çetesiyle yaşadığı hareketli bir sahne var. Bu sahne, en iyi müzik ve görüntü dallarında "Ha di!" ödülüne aday gösterildi.

7 Kasım 2010 Pazar

göze

Ne güzeldi, akşam hava kararmıştı da, ben daha dört sigara içmiştim. Bana aferin'di.

Sonra birden seni tanıyan birini gördüm. Senden bahsetmeye başladım. O mor çoraplı, tombik parmaklı kızı sana benzetip, peşine takıldığımı, onun da senin gibi yolda kedileri, köpekleri seve seve yürüdüğünü... O zamandan beri boğazımdaki düğümü...

Boğazdaki düğüm konuşarak geçer mi?

Kızcağızın da canını sıktığımı fark edip, özür diledim Pemboştan gözünü hatırlattığım için. Hiç unutmuyorum ki ben onu dedi. Ben de unutmuyordum belli ki. Mutlaka, hatırlamak için önce unutmak gerekliydi.

İnsana aynı anda hem ağlama, hem gülme isteği veriyordun sen ve bu sadece bana özel değildi. Düaliten de sen kadar gerçekti.

Ve sigara sayısı birden oldu yedi.

Yıllardan sonra ağladım, ki ölenin ardından ağlamak ancak bencillikti.

Bir ben vardı, bende, benden, senden, derken,
hani Ah muhsin ünlü ne demişti; annem henüz öldü, fazla uzaklaşmış olamaz.

Peki şimdi sen, çok mu uzaklardasın ki?


Yaratanla görüşecektim dedim

Ufak bir pazarlık için

İmkansızmış ölülerin dönmesi ta kıyamete değin

O zaman biraz votka, biraz bira, biraz da cin

Ben şarhoş olmadan ve dönmeden deliye

Lütfen -sadece birazcık olsun- ölmez misin sevgilim

1 Ekim 2010 Cuma

uyku öncesi

Gitmeden çıkar bedenini
Sen kalmalısın sadece
Giyinmek için beni

Hindiçine gitsen bulurum şayet
Kollarını bırakırsan sevgili
Bırak da

Aşkın açılmış kollarında
Sabaha karşı açmış bir çiçek sanki
Ensemde nefesin
Kollarından bir dünyada

Öylece
Uyuyabileyim seni

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Mırıltı Makamı


Kelimeler akarken farklı dilde zamanlara
Gözlerine öykünen mavimsi gecenin loş ışığında
Sanki, etrafta oynayan iki kedinin bitmeyen baharında
Onlar da oynaştılarsa kedi yavruları gibi aralarında
Tarçın kokulu demli caz kıvamında
Sevinçten ve sevişten ağlar tüm pınarlar
İki yavru kedinin bitmez notaları
Mırıltı makamında

18 Ağustos 2010 Çarşamba

happy

"Life is what happens to you while you're busy making other plans." , catch my eye from the wall.
I am a "desparetly beleive in signs" person. So, start to wait for the meaning of it.
This time life give me some different kind of thing and i loved it. Dont be curious. Its personal. I can say its just like the Great Barrier Reef. Yeah i know i look little mysterious. But sometimes it had to be.

so watch the movie and try to forecast, when i am enjoy to be happy.

5 Ağustos 2010 Perşembe

sözleri beklerken


söz ler...
taşlardan, sopalardan, hıyanetten, cehaletten, biber gazlarından, yeşil sermayeden ve hatta liberalizmden bile daha güçlü aslında değil mi?
ve ben bu sabah metrobüste giderken ilk kez yüzümde gerçek bir gülümsemeyle geçtim köprüden.
her sabah geçtiğim boğaz köprüsünden.

kaç kez geçtim üstünden ey şehr-i istanbul'un boğazı?

ve yine ilk kez bu sabah farkettim ne kadar uzaktan baktığımı boğaza.
tam da hakan'ın 80'lerin başından alıp günümüze getirdiği faşizmin ve ikiyüzlü darbelerin çeşitleri üzerine çeşitlemeli yazısını okurken,
tam da onun kelimelerinde, şuncacık hayatım, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyorken.
ilk kez ben,
adım her neyse,
fark ettim ki boğaz, mavi-gri, üzerinden gemiler geçen, ışıltılı bir kütle değil
aslında bir akıntıdır.
akmaktadır,
hayat gibi.
ve ben adı bir türlü çağrılmadığından, adını sıklıkla kendine ve insanlara yineleme gereği duyan ben,
hayatın da boğaz gibi akıp gittiğini fark ediverdim.
ne güzel bir aydınlanma anıydı.
seninle uyumak gibi.
sana uyanmak gibi.
sen ne kadar karaysan bir o kadar aydınlıktı sana uyumak,
ki kara'nın düali beyaz değil ışıktı.
adı hiç çağrılmadığından dönüp arkasına bakma adeti olmayan ben, bu sabah öyle baktım ki boğazın sularına, onun aslında akan bir su olduğunu görüverdim ve herkes önce bana sonra boğazda ne gördüğüme baktı metrobüste.
benim dünkü halim gibi, göremediler onlar da aktığını.

söz ler...
doğru kullanıldığında, bir çok kilidi aynı anda açan anahtarlar aslında değil mi? dört yandan saldıran kapitalizm düzeninin, kurşun askerlerinin, beynimize çektiği tüm kapıların kilitlerini açıyorlar. uyuşuklukları çözüyorlar.
sen de öyle güçlü söz ler gibisin. beklemekten vazgeçtiğim o anda gelerek, sadece gelmedin. avuçlarından kaçıp gitmek üzere olan beni, tekrar bana çevirdin.
bu her sabah uyanmak kadar zor ve büyük bir devrimdi. bilemezsin.

sözler, iki taraflı aynalar gibi aslında.
sen söylediğinde kendi gördüğün kısmını anlatıyorsun da, karşındaki belki sadece kendini görüyor o aynada.
bilemiyorsun.
ben, daha önce hiç çağrılmamış, çağrılmamayı kendine yediremediğini kimseye söyleyememiş adım her neyse,
ilk defa,
bu boğaz gibi akan hayatımda ilk defa
aramda bir ayna değil cam olduğunu anlayıp kullandım sözlerimi,
ve arada hiç bir şey olmaksızın ellerimi, dudaklarımı, tenimi, heyecandan titrememi.
ve sen gelerek sadece gelmedin istanbula,
beni de bana verdin.
iyi ki geldin .

1 Ağustos 2010 Pazar

dileyiş

dilin neler söyleyecek sevgili?
neyin tadı ucundaki?
hangi bakla?
hangi akla?
hangi?
bir ucundan diğerine
kaç fersahtır sözlerin?
bana sorma
bakışlarım lal
sözcüklerim ama
tüm efendi görünen şapkalı harflere inat
kalbim sus
pus
yapabilirsen
bu puslu cümleyi
uzat
dilini
dile gel
dile
dileğimi

28 Temmuz 2010 Çarşamba

resİSTANce


Muse ' Resistance' video - watch it here!
Yükleyen itnmusic. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

sana dokunsam bir şeyler değişecek sanki



saçlarınla oynarım
ve ağzım ağzını öptü ise
çünkü içi sözle doludur
elim eline değdi ise
çünkü elin yaratılmış işler doğurur
gözlerine baktım ise
ki bakmışımdır
onlar bir denizi sezme derinliğindedir
ve saçlarına
ve boynuna
ve omuzlarına
baktım ise
ki bakmışımdır
onlar bir kuşun uçuşunu sezme derinliğindedir
ey sözlerim benim
onlar ki bana
herzaman
diriliş verenedir
meselem bitmeyendedir

edip cansever

24 Temmuz 2010 Cumartesi

kökler

büyürken
geri dönmem sandığın
köklerin huzuna inince
aldığın
an'ılarla köpürmüş
bir fincan kahve
balkonda annenin sardunyaları
eski odanda bulduğun kitaplar
gizli saklı içilen sigaralar
mutfakta sigara börekleri
kızartılan, sohbetler
çay deminde ana kucağı
sofra tadında baba ocağı
kardeş yanı...

büyürken
verdiğin yapraklar
açtığın çiçekler
köklerindir toprağın altında

karanlığının aydınlığı

gölgen gibi
hemen ardında
her adımda
farketmeden
bir damarın atışı gibi
durmaksızın sayıkladığı

23 Temmuz 2010 Cuma

gri west kayalıkları


evet dün sızacaktım zaten ama nedense son kez senin sesini duymak istemiştim. sonra da sızmıştım astral ortamlara. ve astral ortamlarda akılmadığını sadece oraya sızılabildiğini tekrar ispatlamıştım kendime. içimdeki sızılarımdan sonra, artık kimseye birşey ispatlama gerekliği duymadığımdan mıdır, yoksa narsizmimin şahikasında yalnız takıldığımdan mıdır, bütün sızılarımı bastıracak bir zırh gibidir benim kendimlelikliğim. ve sabah uyanır uyanmaz senin mesajını gördüm.
gri west mi içiyorsun sen?
sesini de duydum gerçekten. her maddenin çıkardığı ses kendine özgüdür, kendini anlatır. senin sesin de çok sana özgü ve senden daha çok şey anlatıyor bana. ulu bir kayalık gibi, bir dağın zirvesindeki. ve tepesine oturabiliyorum sesinin.
sabahları hep işe geç kalırım. işler geç kalmak içindir çünkü. hep bir kahve, fazladan bir sigara için vakit olmalıdır. ve inadına geç kalmalarım, benim bu kölelik düzenindeki kelepçelerimin, belki de tek hareket alanıdır. şimdi yine işe geç kaldığım ve sana sızdığım bu sabahta, ankara çantasına koyacak kıyafet bulamazken, ikinci gri westimi de bitirdim. sabah uyandığımda acıyan ciğerlerime inat yaktım hem de ikincisini. sanırım bedenime de kızgınım. yemek, içmek, uyumak ve para kazanmak zorunda olduğu için.
yarım bırakmak lazım bazen. tam da yarım bırakma zamanı gibi geldi şu zaman. o zaman kulaklıkları takıp, otobüs, metrobüs, mecidiyeköy, kalabalığı ve iş ritüelleriyle savaşma zamanıdır.
sen uyu dağımın tepesindeki kaya.lık.
belki aklımın bir katmanı aslında senin rüyanda, senin kayalıklarının tepesinde, mutedil dalgalı bir denizin, dalga seslerini dinliyordur da değiyordur bütün bu olacaklara.
evet gri west içiyorum uzun zamandır.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

yalnız

yalnızlık var mı biraz usta?
çok değil
yeter
kendime kadar olsa
telefon çalmasa
kapı açılmasa
pencereden bakılmasa
hele şu sıcaklarda
Usta ordan bol buzlu bir yalnızlık doldursana…


kendimle konuşasım bile yok
düşünceler durmuş akmıyorlar
akreple yelkovan sanki küs
birbirlerine bakmıyorlar
ne saatin pili takılsa
ne düşüncelerin kilidi açılsa
yalnız
sessizlik
Ustam, tiktaksız bir yalnızlık şarkısı çalsana…


komşum Necla teyze geliyor kapıya
kek yapmış bana
kapının önünde
elim uzanmıyor kapı koluna
dönüyorum parmaklarımın ucunda
kedim sarı gözleriyle bakıyor bana
yanına yatıyorum
yalnız kalmak istiyorum diyorum ona
kafasını koyuyor avucuma
yumuyor gözlerini
anlamış gibi söylediğimi
dalıyor uykuya

yap a yalnız kalıyorum odada
yalnızlığın sessizliğini dinlerken şurda
usta, yalnızlıkla ilgili bir masal anlatsana…

yalnızlık lazım bu yalnız akşamlarda
o kadar sek bir yalnızlık olmalı ki
sadece ben olsun dünya
aşkları aldatmamış
dostları terk etmemiş
hatta döllenmemiş
bir yumurta gibi ana rahminde
kısacık bir an yalnız kalıp
sonra yok olsa

Ustam, şurdan bir kişilik yalnızlık uzatsana…

18 Temmuz 2010 Pazar

istanbol

konstantinapolisten bu yana
böyle devrim görülmedi mirim
hayırlı uğurlu olsun
vurduk cinsel devrimin gözüne gözüne
burası istanbol
kimsenin aradığı ilişki değil
ayırd etmeden evlisi bekarı
umursamadan cinsiyeti adedi yaşı
doldurup dans pistlerini
dans ederler
sürtüne sürtüne
gece klüpleri ağzına kadar dolu
kerhaneler dolu
yataklar yorganlar dolu
her yer dolu bu şehirde
ta grekten yana beri görülmedi böyle eğlence
kalpler hariç
her yer dolu
cinsel devrime bak hele!

14 Temmuz 2010 Çarşamba

olur da



yağmur gibi bastırırsa bir gün
aşk üstüne
bedenin
hazları kovalayıp
kaçırdığı da
olur

10 Temmuz 2010 Cumartesi

kısık

ahizede sesin
gözlerin gibi kısık

yağmur değil yağan yoksa sen misin?

6 Temmuz 2010 Salı