fotoğraflar
sadece fotoğrafların
aklımda
beden ne yaparsa yapsın
dönen ne dünya
ne şans
aklımın hemen yanında
ucundan kıyısından anların biraz
Herkes, her gün en azından küçük bir şarkı duymalı , iyi bir şiir okumalı , hoş bir resim görmeli ve eğer mümkünse bir kaç mantıklı kelime söyleyebilmelidir. Goethe
25 Mayıs 2010 Salı
24 Mayıs 2010 Pazartesi
git başımdan!
istiklalde bir gece yarısı
çöplük kokan sokaklarda
göğsümde uzunca bir kumsal yarası
gecenin karasından -kara gözlerimin- kara
kocamış istiklalin karasından karası
bunca karalar arasında
-hiç alakası yokken-
parlayan yıldızları hatırlatma bana
girme aklıma
git başımdan!
an'lar an'ılar geçiyor birbiri ardından
zamanla hepsi senden biraz noksan
saat gecenin bir yarısı
gecenin sessizliğinden duysan ya
nefesimde kumsal havası
-hal böyleyken-
gök aysız
kumlarım sensiz
kumsalım sessiz kaldı
anlarımı anılarıma
kumlarımı kumsalıma
beni bir'aya
bırak
bu aşk dile düşmeden
ya gel yanıma
ya da al şu aklı
git başımdan!
22 Mayıs 2010 Cumartesi
bir ben vardır bende benden and than egzetra...
| Sinead O'connor - Gloomy Sunday .mp3 | ||
| | ||
| Found at bee mp3 search engine |
dişi iken er
er iken geç
geç iken güç olanda
ben içinde
bir ben bulamadım
ağaç olmadan toprakta
yaprak olmadan dalda
çiçek olmadan tomurcukta solanda
aradım da
ben içinde bana varamadım
akıl yaşla
yaş başla
baş taşla dolanda
bana beni saranda
üryan kalmış ben
bana sığamadım
7 Mayıs 2010 Cuma
en el ente

öyle uzun zamandır uzağım kendimden
anlıyorum usulca
herkes aslında biraz ben
öyle uzun zamandır uzağım ki senden
çöküyorum dibine yavaşça
sana demlenirken
bir yerlerde istekle
kimi tutsan
tuttuğun
benim ellerim
kimi öpsen
dünyanın bir ucunda
ta içinde
ben titrerim
ah benim benden kaçtığını sanan sevgilim
o kaçtığın yer var ya...
işte tam orası.
ben'im
27 Nisan 2010 Salı
ufuk çizgisi
Gecenin bir yarısı kafam bi dünya aradım. Açmayabilirdi, buna da alınmazdım.
Onu kendimi bildim bileli tanıyordum. Belki de onu gördüğümde işte ben de böyle bir şeyim dediğimden beri...
Kocaman bir kalabalıkta, birbirimizi sezip, yapışmıştık ilk günden. Eğitim için yerleşmiştik otele ve ilk dışarı gecesinden sonra oda arkadaşlarımızı değiştirip birlikte kalmaya başlamıştık. Herkes sevgili olduğumuzu sanırdı. Biz de bunla eğlenirdik. Eğitimden sonra on sene hiç görmedik birbirimizi. Sonra bir gün hiçbirşey olmamış gibi karşılaştık. Cümlelerimizde onlarca ekstra özne, yüklem ve fiille kaldığımız yerden devam ettik, sorgulamadık.
Dün gece, çok içmiş olmanın da etkisiyle, ilk o aklıma geldi, aradım, duymadı. Tam sızacaktım ki beni aradı.
Uyuyor muydun? dedi.
Sızmak üzereyim, dedim.
Geçenlerde seni aradım Mazhar Fuat Özkana gidelim diyecektim. Hatta konserde de aradım duymadın dedi.
Tek seferde açıkladım
Aşık oldum.
Kim? şu art direktör mü?
Hayır, dedim Olma olasılığı yok ama engel de olamıyorum kendime.
Gülümsedi. Gözlerim kapalıydı ve çok alkollüydüm, o İstanbulda, ben Ankaradaydım, ama o kadar çok sarhoş olmuştuk ki birlikte, böyle birşey söylediğinde nasıl güldüğünü görmem için yanında olmama gerek yoktu.
Aşık olmak iyidir pınarım dedi, insana yaşadığını hatırlatır. Ayrıca biz ne zamandır olasılık hesabıyla aşık oluyoruz ki?
Gülümsedim. O da benim gülümsediğimi gördü eminim.
Geliyor musun İstanbula? dedi.
İzmirden çağırıyolar ama seni de çok özledim erken dönebilirim İstanbula dedim. Durdu.
İzmir çağırıyosa durup düşünmezsin sadece gidersin. İstanbul burda ben bekliyorum başını, sen İzmir'e git gel dedi.
Seviyorum seni dedim.
Hadi uyu dedi. Sesi bir yandan saçımı okşuyordu.
Yıllar önceydi. Eğitimin son günü Babylonda bir partide kafa kafaya verip sızmıştık. Bizi dürtüp uyandırmışlardı ortalığı temizleyenler. Odaya geldiğimizde meşhur siyah gömleğinin baştan aşağı kusmuk olduğunu sanmıştım. Aslında partide dibinde sızdığımız mumlar akmıştı üstümüze. O kadar sarhoştuk ki, gülmeye başladık ve durduramadık kendimizi. Bir süre düştüğümüz yerden hem gülüyor hem ağlıyorduk. Hüzünlü bi andı. Son günümüzdü ve belki bir daha bir arada olamayacaktık.
Aynı ses tonuydu, yine saçlarımı okşamıştı.
Hadi uyu
25 Nisan 2010 Pazar
panço
yeşil pançondan bahsediyordun bana
yağmur yağdığında paçalarını sırılsıklam yapan
dinliyor gibi yapıyordum ben seni
paçalarından akan bakışlarımı toplayamadan
saatler işe geç kaldın'ı
hava durumu parçalı bulutlu gösterirken
yeşil bir pançodan bahsediyordun
gözlerini yağmurumdan alamadan
çıkamıyor oyalanıyordum
dudaklarının kenarında
aklımda üç dize,
dün geceden kalan;
senle sevişmek gidip gelmektir aslında
dudağının kenarıyla
gülümsemen arasında
diğer bütün tanımlar yalan...
21 Nisan 2010 Çarşamba
panik - diskotek
sabahları mütemadiyen, metrobüste rock fm ve labamba dinlenir. kanallar arasında dolanırken yakaladım geçenlerde bu şarkıyı. son albümleri yeni çıkmış kurban'ın sahip'inden bir şarkı sandım. dinlemeye başladım. öyle bir kahkaha attırdı ki bana, metrobüslerde henüz beni tanımamış insanlar da benim ne kadar deli olduğumu anladılar. (deli olduğunuzu düşünen insanlar arasında gerçekten özgür olabilirsiniz. sistem çocuklara, yaşlılara, hamilelere ve delilere özgürlük ve oturma hakkı tanıyor sadece.) gelelim şarkıya; dün gece b.; "bu klibi yanıma oturup seyretmen gerek " dediğinde öğrendim ki bu şarkının deniz'in başka bir projesi panik'e aitmiş. klibi de çok eğlenceliymiş. daha önce izlemediğim için üzgünmüşüm, ama belki de dün gece seyretmem gerekiyormuş.
oynatalım!
oynatalım!
en son ne zaman birini uyurken seyrettin?
burada sorgulamak istediğim; birlikte çok içtiğin için yan koltukta sızan arkadaşını izlemek değil tabi. sevgi ve özlem dolu bir seyirden bahsediyorum.
birini uykuda böyle seyretmek için meksika sınırına oldukça yaklaşman gerekir. uykuya karşı koymak, tamamen tek taraflı bir seyir hali, karanlıkta onu sezme çabası...
birini seyretmek istiyorsam, onun da bana bakıyor olması tercih ettiğim bir durum değildir. karşılıklı birbirimizin gözlerine bakmaktansa, çaktırmadan seyretmeyi tercih ederim.
ama uykuda birini seyretmek?
işte bu merkezden oldukça uzaklaştığının kanıtı değil midir dostum?
yorgun olmana rağmen, yatak serin, yanındaki de sıcak olmasına rağmen uykunun seni kollarına alıp uyuşturmaya hazır beklemesine karşı koyup, kaç kere, yanındaki adamın saçındaki beyazları, sakallarının yaptığı helezonları, boynundaki damarın atışını, kirpiklerini seyrettin ki? saçındaki beyazlarla ve benleriyle tanıştın teker teker?
teninin esmerliğini dilimlemeden ısırarak yedi gözlerin?
nefesini korkusuzca ve bıkmadan dinledin?
uykuya hangi nefeste dalacağını tahmin etmeye çalışıp, uykudaki titremelerin ne anlama geldiğini düşündün? ve o anlamlar murathan mungan'ın şiirlerini hatırlattı sana?
kim o kadar heyecanlandırmıştı seni hatırlıyor musun?
ruju dudaklarımda bir tur attırıp aynaya baktım.
hayır! dedim, inan hatırlamıyorum.
birini uykuda böyle seyretmek için meksika sınırına oldukça yaklaşman gerekir. uykuya karşı koymak, tamamen tek taraflı bir seyir hali, karanlıkta onu sezme çabası...
birini seyretmek istiyorsam, onun da bana bakıyor olması tercih ettiğim bir durum değildir. karşılıklı birbirimizin gözlerine bakmaktansa, çaktırmadan seyretmeyi tercih ederim.
ama uykuda birini seyretmek?
işte bu merkezden oldukça uzaklaştığının kanıtı değil midir dostum?
yorgun olmana rağmen, yatak serin, yanındaki de sıcak olmasına rağmen uykunun seni kollarına alıp uyuşturmaya hazır beklemesine karşı koyup, kaç kere, yanındaki adamın saçındaki beyazları, sakallarının yaptığı helezonları, boynundaki damarın atışını, kirpiklerini seyrettin ki? saçındaki beyazlarla ve benleriyle tanıştın teker teker?
teninin esmerliğini dilimlemeden ısırarak yedi gözlerin?
nefesini korkusuzca ve bıkmadan dinledin?
uykuya hangi nefeste dalacağını tahmin etmeye çalışıp, uykudaki titremelerin ne anlama geldiğini düşündün? ve o anlamlar murathan mungan'ın şiirlerini hatırlattı sana?
kim o kadar heyecanlandırmıştı seni hatırlıyor musun?
ruju dudaklarımda bir tur attırıp aynaya baktım.
hayır! dedim, inan hatırlamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)